• img
    • Petrol Üzerinden Stratejik Savaş

      Petrol Üzerinden Stratejik Savaş

      Petrol fiyatları son yılların en düşük seviyesinde seyrediyor. Avrupa’da işlem gören Brent petrol fiyatı 82.72 dolar, Amerikan ham petrolün varili (WTI) ise 80.77 dolara geriledi. Üstelik de petrol rafinerilerinin topun ağzında olduğu Ortadoğu’da süregelen savaş ve Rusya-Ukrayna arasında inişli çıkışlı seyreden siyasi gerilime rağmen. Peki, bu durumu nasıl açıklayabiliriz?
      Petrol fiyatlarını aşağıya çeken etkenler hem arz hem de talep kaynaklı. Şöyle ki, küresel ölçekte ekonomik büyümenin yavaşlaması, endüstriyel üretimin azalması, yakıt tüketimine olan talebi daraltıyor. Üreticilerin alternatif enerji kaynaklarına yönelmeleri de (doğalgaz, rüzgâr enerjisi, vs.) bir diğer etken.
      Öte yandan, arz dengesinde de önemli gelişmeler söz konusu.
      ABD’nin yatay sondaj devrimi sayesinde gerçekleşen kaya petrolü üretimi, ülkenin Ortadoğu petrolüne bağımlılığını azalttı. Son birkaç yılda ABD’nin kaya petrolü üretimi yüzde 15’lik bir büyüme kaydetti. Bu sayede ABD’nin ‘enerji bolluğu’ dönemine girmiş olduğu dile getiriliyor. Öyle ki ülke içinde petrol fazlasını dünyaya satabilmek adına Eisenhower döneminden kalma “Petrol ihracatına sınırlama getiren kanunu kaldıralım mı” tartışması yapılıyor.
      ABD’nin kaya petrolü fazlasına ek olarak Libya petrolünün piyasalara geri dönüşü ve savaşa rağmen Irak petrolünün satışının devam etmesi de, daralan talebe karşılık arzda bir artış olduğunu ortaya koyuyor.
      Düşen petrol fiyatları enerji ihraç eden ülkeler için ciddi bir tehdit oluştururken, tüketici açısından avantaj sağlıyor. Türkiye gibi cari açıkla boğuşan ülkelerin enerji maliyetlerinin düşüşünün bütçeye olumlu yansıyacağı düşünülüyor. Tabi, petrolün aynı zamanda emtia olarak borsada işlem görmesi sebebiyle, fiyatlardaki düşüşün yaratabileceği finansal çalkantının etkilerini de göz ardı etmemek gerek.
      Karşımıza çıkan tablonun dış politikadaki yansıması komplo teorisyenlerinin iştahını kabartan cinsten. En popüler iddia ise Suudi Arabistan’ın ABD ile gizli bir anlaşma yaptığı yönünde. Amaç düşük seyreden petrol fiyatlarına göz yumarak Rusya ve İran ekonomisini zora sokup, siyaseten ödün vermeye zorlamak.
      Bu iddiayı kanıtlayacak herhangi resmi bir açıklama olmasa da gelişmeler bu iddiayı destekliyor.
      Fiyatların bu denli düşmesi, gelirinin büyük bir bölümünü enerji satışından elde eden ve bütçesini petrol fiyatlarının 100 dolar seviyesinde ilerleyeceği varsayımına göre kuran Rusya’ya ciddi bir darbe indiriyor. Keza İran. 2012’de uygulamaya konulan yaptırımlar neticesinde İran’ın petrol üretimi, günlük 2,7 milyon varilden 1 milyon varilin altına inmiş durumda. Düşen petrol fiyatları, nükleer müzakerelerde nihai anlaşma tarihi (24 Kasım) yaklaşırken İran’ın üzerinde baskı oluşturabilir. Hele ki, yaptırımların kalkması durumunda, altı ay içerisinde üretimin tekrardan üç, hatta dört milyon varil seviyesine yükselebileceğinin taahhüt edildiği düşünülürse.
      Aslında petrol fiyatlarının gerilemesinden canı yanan sadece Rusya ve İran değil. Venezuela, Nijerya ve Bahreyn gibi döviz rezervi kuvvetli olmayan ülkeler, ayakta kalma mücadelesi veriyor. Madem öyle, OPEC neden müdahale etmiyor?
      Sebeplerden biri, petrol ihraç eden ülkelerin zararlarını karşılayacak petrol taban fiyatlarının birbirlerinden farklılık göstermesi. Örneğin, Suudi Arabistan 90-93 dolar sınırında mevcut döviz rezervi sayesinde zararını sübvanse edebilirken, Venezuela için bu sınır 121 dolar.
      OPEC ülkelerinin üretimi azaltarak, fiyatları yukarıya çekme kartını oynayıp oynamayacakları, kasım ayında düzenlenecek OPEC toplantısında belli olacak. B Planı ise ABD’li kaya petrolü üreticilerinin üretimi azaltmalarını beklemek. Burada başlıca etken yatay sondaj tekniğinin konvansiyonel petrol üretimine kıyasla masraflı oluşu. Ucuz fiyatlara petrol satın almak Amerikalı tüketicinin yüzünü güldürse de, petrol şirketlerinin kar marjını azaltıyor. Öte yandan, ABD’li üreticilerinin sahaya yeni teknikler sunarak maliyeti 50 dolara kadar çekebileceği üzerine yorumlar da mevcut. OPEC ülkelerinin 50 doları görmeye ömürleri vefa eder mi bir düşünmek gerek.
      Ancak şimdilik, üretimi kesmeye yönelik bir işaret yok. Tersine, pazar payını kaybetmek yerine kârdan zarar etmeyi tercih eden Suudi Arabistan kasımda Asya’ya satacağı petrolün fiyatında varil başına 1 dolarlık indirim yapma kararı aldı. Bu Umman ve BAE petrolüne kıyasla 1.85 dolarlık bir fark demek. İran da Suudileri takip ederek fiyat kırma yolunu seçti. Dolayısıyla ortada bir fiyatlandırma ve pazar payı savaşı var. Bölgede Şii etkinliğini kırmak isteyen Suudiler için bulunmaz bir nimet. Körfez ülkelerinin içine girdiği ekonomik çıkmaz, cihatçı gruplara sağlanan finansal desteği nasıl etkiler, bu da ayrı bir konu.
      OPEC’in en büyük üreticisi olan Suudilerin beklentisi, kış aylarının gelişiyle petrol talebinin artacağı ve fiyatların dengeleneceği yönünde. İşler umulduğu gibi gitmediği takdirde üretimi kesme yoluna gidilir mi yoksa fiyatlar iyice gerileyip ABD’li üreticinin caymasında mı diretilir göreceğiz. Bu kez petrol üzerinden farklı bir strateji oyunu oynanıyor. Savaşta akan kanın rengi ise siyah.erinin topun ağzında olduğu Ortadoğu’da süregelen savaş ve Rusya-Ukrayna arasında inişli çıkışlı seyreden siyasi gerilime rağmen. Peki, bu durumu nasıl açıklayabiliriz?
      Petrol fiyatlarını aşağıya çeken etkenler hem arz hem de talep kaynaklı. Şöyle ki, küresel ölçekte ekonomik büyümenin yavaşlaması, endüstriyel üretimin azalması, yakıt tüketimine olan talebi daraltıyor. Üreticilerin alternatif enerji kaynaklarına yönelmeleri de (doğalgaz, rüzgâr enerjisi, vs.) bir diğer etken.
      Öte yandan, arz dengesinde de önemli gelişmeler söz konusu.
      ABD’nin yatay sondaj devrimi sayesinde gerçekleşen kaya petrolü üretimi, ülkenin Ortadoğu petrolüne bağımlılığını azalttı. Son birkaç yılda ABD’nin kaya petrolü üretimi yüzde 15’lik bir büyüme kaydetti. Bu sayede ABD’nin ‘enerji bolluğu’ dönemine girmiş olduğu dile getiriliyor. Öyle ki ülke içinde petrol fazlasını dünyaya satabilmek adına Eisenhower döneminden kalma “Petrol ihracatına sınırlama getiren kanunu kaldıralım mı” tartışması yapılıyor.
      ABD’nin kaya petrolü fazlasına ek olarak Libya petrolünün piyasalara geri dönüşü ve savaşa rağmen Irak petrolünün satışının devam etmesi de, daralan talebe karşılık arzda bir artış olduğunu ortaya koyuyor.
      Düşen petrol fiyatları enerji ihraç eden ülkeler için ciddi bir tehdit oluştururken, tüketici açısından avantaj sağlıyor. Türkiye gibi cari açıkla boğuşan ülkelerin enerji maliyetlerinin düşüşünün bütçeye olumlu yansıyacağı düşünülüyor. Tabi, petrolün aynı zamanda emtia olarak borsada işlem görmesi sebebiyle, fiyatlardaki düşüşün yaratabileceği finansal çalkantının etkilerini de göz ardı etmemek gerek.
      Karşımıza çıkan tablonun dış politikadaki yansıması komplo teorisyenlerinin iştahını kabartan cinsten. En popüler iddia ise Suudi Arabistan’ın ABD ile gizli bir anlaşma yaptığı yönünde. Amaç düşük seyreden petrol fiyatlarına göz yumarak Rusya ve İran ekonomisini zora sokup, siyaseten ödün vermeye zorlamak.
      Bu iddiayı kanıtlayacak herhangi resmi bir açıklama olmasa da gelişmeler bu iddiayı destekliyor.
      Fiyatların bu denli düşmesi, gelirinin büyük bir bölümünü enerji satışından elde eden ve bütçesini petrol fiyatlarının 100 dolar seviyesinde ilerleyeceği varsayımına göre kuran Rusya’ya ciddi bir darbe indiriyor. Keza İran. 2012’de uygulamaya konulan yaptırımlar neticesinde İran’ın petrol üretimi, günlük 2,7 milyon varilden 1 milyon varilin altına inmiş durumda. Düşen petrol fiyatları, nükleer müzakerelerde nihai anlaşma tarihi (24 Kasım) yaklaşırken İran’ın üzerinde baskı oluşturabilir. Hele ki, yaptırımların kalkması durumunda, altı ay içerisinde üretimin tekrardan üç, hatta dört milyon varil seviyesine yükselebileceğinin taahhüt edildiği düşünülürse.
      Aslında petrol fiyatlarının gerilemesinden canı yanan sadece Rusya ve İran değil. Venezuela, Nijerya ve Bahreyn gibi döviz rezervi kuvvetli olmayan ülkeler, ayakta kalma mücadelesi veriyor. Madem öyle, OPEC neden müdahale etmiyor?
      Sebeplerden biri, petrol ihraç eden ülkelerin zararlarını karşılayacak petrol taban fiyatlarının birbirlerinden farklılık göstermesi. Örneğin, Suudi Arabistan 90-93 dolar sınırında mevcut döviz rezervi sayesinde zararını sübvanse edebilirken, Venezuela için bu sınır 121 dolar.
      OPEC ülkelerinin üretimi azaltarak, fiyatları yukarıya çekme kartını oynayıp oynamayacakları, kasım ayında düzenlenecek OPEC toplantısında belli olacak. B Planı ise ABD’li kaya petrolü üreticilerinin üretimi azaltmalarını beklemek. Burada başlıca etken yatay sondaj tekniğinin konvansiyonel petrol üretimine kıyasla masraflı oluşu. Ucuz fiyatlara petrol satın almak Amerikalı tüketicinin yüzünü güldürse de, petrol şirketlerinin kar marjını azaltıyor. Öte yandan, ABD’li üreticilerinin sahaya yeni teknikler sunarak maliyeti 50 dolara kadar çekebileceği üzerine yorumlar da mevcut. OPEC ülkelerinin 50 doları görmeye ömürleri vefa eder mi bir düşünmek gerek.
      Ancak şimdilik, üretimi kesmeye yönelik bir işaret yok. Tersine, pazar payını kaybetmek yerine kârdan zarar etmeyi tercih eden Suudi Arabistan kasımda Asya’ya satacağı petrolün fiyatında varil başına 1 dolarlık indirim yapma kararı aldı. Bu Umman ve BAE petrolüne kıyasla 1.85 dolarlık bir fark demek. İran da Suudileri takip ederek fiyat kırma yolunu seçti. Dolayısıyla ortada bir fiyatlandırma ve pazar payı savaşı var. Bölgede Şii etkinliğini kırmak isteyen Suudiler için bulunmaz bir nimet. Körfez ülkelerinin içine girdiği ekonomik çıkmaz, cihatçı gruplara sağlanan finansal desteği nasıl etkiler, bu da ayrı bir konu.
      OPEC’in en büyük üreticisi olan Suudilerin beklentisi, kış aylarının gelişiyle petrol talebinin artacağı ve fiyatların dengeleneceği yönünde. İşler umulduğu gibi gitmediği takdirde üretimi kesme yoluna gidilir mi yoksa fiyatlar iyice gerileyip ABD’li üreticinin caymasında mı diretilir göreceğiz. Bu kez petrol üzerinden farklı bir strateji oyunu oynanıyor. Savaşta akan kanın rengi ise siyah.

      Yorum Yap