• img
    • Kanlı cuma

      Kanlı cuma

      Ramazan’da hız kesmeyen cihatçı saldırılar geçtiğimiz cuma gününü kana buladı. Önce Fransa, ardından Tunus derken Kuveyt’ten gelen görüntülerle iyice sarsıldık. Terörün, fabrikada çalışanlar, sahilde güneşlenenler veya camide ibadet edenler arasında ayırım yapmadığını bir kez daha görmüş olduk.
      İşvereninin kesik başını, IŞİD bayrağı olduğu iddia edilen bir bayrakla fabrika girişine asan Lyon’daki saldırganın Selefi bağlantıları halen araştırılıyor. Diğer iki saldırıyı ise doğrudan IŞİD üstlendi. Yaşananları, kısa bir süre önce Suriye’de Tel Abyad’ı Kürtlere kaptıran IŞİD’in, darbe alan prestijini parlatma amacı güden bir gövde gösterisi olarak değerlendirmek mümkün.
      Tel Abyad IŞİD için stratejik açıdan önemliydi. Çünkü örgüt Tel Abyad’la birlikte Suriye’deki başkenti sayılan Rakka’ya giden başlıca ikmal hattını kaybetmiş oldu. Üstelik Cezire ve Kobani kantonlarını toprak kazanımları sayesinde birleştiren Suriye Kürtlerinin (PYD) bir sonraki hedef olarak Fırat Nehrinin ötesine geçip geçmeyeceği ve hatta IŞİD’i Rakka’da kuşatma olasılığı dillendirilmeye başlamıştı. 25 Haziran sabaha karşı Kobani’ye sızarak gerçekleştirdiği bombalı saldırının ertesi günü, dünyanın farklı yerlerinde birbiri ardına terör eylemleri düzenleyen IŞİD, herkes gerileyeceğini umarken, operasyon ve örgütlenme kapasitesini dünyaya kanıtlamış oldu.
      Seçilen hedefler de rastgele değildi. Fransa Charlie Hebdo saldırılarından bu yana zaten diken üzerindeydi. Kuveyt’te hedef alınan Şii cami ise IŞİD’in kâfirlik skalasında gayrimüslimlerden daha aşağı konumlandırdığı Şiileri cezalandırma girişimlerinin devamıydı. Mayıs ayında, Suudi Arabistan’da da benzer şekilde Şii camileri hedef alınmıştı.
      Tunus’a gelirsek... Demokratik dönüşümünü her şeye rağmen sürdüren, Arap Baharı’nın yüz akı, bu saldırılardan uzun vadede en çok zarar görecek olan ülke. Mart ayındaki Bardo Müzesi saldırılarından bu yana ‘güvenli ülke’ imajını toparlamaya çalışırken, bu kez plajdaki turistleri hedef alan ve yaklaşık 38 kişinin ölümüne sebep olan katliam Tunus turizmine çok ağır bir darbe vurmuş oldu. Saldırı ertesinde turistler tatillerini yarıda kesip evlerine dönerken, turizm acenteleri yaz sezonu için Tunus’a yapılan rezervasyonların iptal edildiğini bildiriyor.
      Aslına bakarsanız, IŞİD’in Tunus’u can damarı olan turizmden vurması boşuna değil. Gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 15’ini oluşturan turizmin yara alması hâlihazırda yüksek oranda seyreden işsizliği daha da tırmandıracak. Ekonomik hoşnutsuzluğun hükümete tepki olarak geri dönmesi ve siyasi istikrarsızlığı beraberinde getirmesi muhtemel. Zaten bir süredir fosfat madenlerinde yeniden başlayan grevler ve oturma eylemleri, Nida Tunus Partisi’nin ekonomik reformları hayata geçirme konusunda çok da başarılı olamadığına işaret ediyor.
      Burada Tunus’un cihatçı örgütlere en çok savaşçı veren ülke olduğunun altını çizmekte fayda var. Eğitim standartları açısından bölgenin bir numarası kabul edilen Tunus’ta üniversiteden mezun olanların yüzde otuzu iş bulamıyor. Eğitimli işsiz ordusu neden en çok cihatçı ihraç eden ülke olduğunu da bir bakıma açıklıyor. Özellikle de Suse’de elinde kalaşnikofla daldığı plajda turistleri tarayan saldırganın, mühendislik eğitimi almış 23 yaşındaki bir üniversite öğrencisi olduğu düşünülürse...
      Tunus Başbakanı Habib Essib, saldırı sonrasında güvenlik önlemlerini en üst seviyeye çıkararak terörizmle mücadele edeceklerini açıkladı. Ancak güvenliği sağlamak gerekçesiyle hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı birtakım uygulamalara gidilmesi, Tunus’un demokratik dönüşümüne ket vurabilir. Bardo saldırıları ertesinde meclise taşınan anti-terörizm yasa tasarısı, gözaltı süreleri ve terör suçuna ölüm cezası verilmesi gibi maddeler sebebiyle insan hakları örgütlerinin eleştiri oklarını çekmişti. Yasanın önümüzdeki ay kabul edilmesi bekleniyor.
      Benzer şekilde mecliste onay bekleyen güvenlik yasa tasarısı, polis ve güvenlik güçlerine yönelik eleştirileri ‘karalama suçu’ üzerinden cezalandırmayı öngörüyor. İfade özgürlüğüne darbe olarak nitelendirilen tasarı kabul edildiği takdirde, güvenlik güçleri başkalarının hayatını kurtarmak adında suçlu gördüğü kişiyi öldürme yetkisine sahip olacak.
      İslamcı kanadı temsil eden Ennahda lideri Gannuşi’nin “polis devletine dönüşüyoruz” eleştirileri çok da yersiz değil. Selefi ideolojilerin önünü kesmek amacıyla camilerin devlet kontrolü altına alınması, siyasi sicili temiz olmasına rağmen Tunus’un siyasi sahnesinde 30 yıldır varlık gösteren hilafet yanlısı Hizb ut-Tahrir Partisinin kapatılacağı yönündeki sinyaller ülkede laik-dindar çekişmesini tetikleyebilir. Böylesi bir durum tam da IŞİD’in istediği şekilde, terör eylemlerinin sonuca ulaşması anlamına gelir.Ramazan’da hız kesmeyen cihatçı saldırılar geçtiğimiz cuma gününü kana buladı. Önce Fransa, ardından Tunus derken Kuveyt’ten gelen görüntülerle iyice sarsıldık. Terörün, fabrikada çalışanlar, sahilde güneşlenenler veya camide ibadet edenler arasında ayırım yapmadığını bir kez daha görmüş olduk.
      İşvereninin kesik başını, IŞİD bayrağı olduğu iddia edilen bir bayrakla fabrika girişine asan Lyon’daki saldırganın Selefi bağlantıları halen araştırılıyor. Diğer iki saldırıyı ise doğrudan IŞİD üstlendi. Yaşananları, kısa bir süre önce Suriye’de Tel Abyad’ı Kürtlere kaptıran IŞİD’in, darbe alan prestijini parlatma amacı güden bir gövde gösterisi olarak değerlendirmek mümkün.
      Tel Abyad IŞİD için stratejik açıdan önemliydi. Çünkü örgüt Tel Abyad’la birlikte Suriye’deki başkenti sayılan Rakka’ya giden başlıca ikmal hattını kaybetmiş oldu. Üstelik Cezire ve Kobani kantonlarını toprak kazanımları sayesinde birleştiren Suriye Kürtlerinin (PYD) bir sonraki hedef olarak Fırat Nehrinin ötesine geçip geçmeyeceği ve hatta IŞİD’i Rakka’da kuşatma olasılığı dillendirilmeye başlamıştı. 25 Haziran sabaha karşı Kobani’ye sızarak gerçekleştirdiği bombalı saldırının ertesi günü, dünyanın farklı yerlerinde birbiri ardına terör eylemleri düzenleyen IŞİD, herkes gerileyeceğini umarken, operasyon ve örgütlenme kapasitesini dünyaya kanıtlamış oldu.
      Seçilen hedefler de rastgele değildi. Fransa Charlie Hebdo saldırılarından bu yana zaten diken üzerindeydi. Kuveyt’te hedef alınan Şii cami ise IŞİD’in kâfirlik skalasında gayrimüslimlerden daha aşağı konumlandırdığı Şiileri cezalandırma girişimlerinin devamıydı. Mayıs ayında, Suudi Arabistan’da da benzer şekilde Şii camileri hedef alınmıştı.
      Tunus’a gelirsek... Demokratik dönüşümünü her şeye rağmen sürdüren, Arap Baharı’nın yüz akı, bu saldırılardan uzun vadede en çok zarar görecek olan ülke. Mart ayındaki Bardo Müzesi saldırılarından bu yana ‘güvenli ülke’ imajını toparlamaya çalışırken, bu kez plajdaki turistleri hedef alan ve yaklaşık 38 kişinin ölümüne sebep olan katliam Tunus turizmine çok ağır bir darbe vurmuş oldu. Saldırı ertesinde turistler tatillerini yarıda kesip evlerine dönerken, turizm acenteleri yaz sezonu için Tunus’a yapılan rezervasyonların iptal edildiğini bildiriyor.
      Aslına bakarsanız, IŞİD’in Tunus’u can damarı olan turizmden vurması boşuna değil. Gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 15’ini oluşturan turizmin yara alması hâlihazırda yüksek oranda seyreden işsizliği daha da tırmandıracak. Ekonomik hoşnutsuzluğun hükümete tepki olarak geri dönmesi ve siyasi istikrarsızlığı beraberinde getirmesi muhtemel. Zaten bir süredir fosfat madenlerinde yeniden başlayan grevler ve oturma eylemleri, Nida Tunus Partisi’nin ekonomik reformları hayata geçirme konusunda çok da başarılı olamadığına işaret ediyor.
      Burada Tunus’un cihatçı örgütlere en çok savaşçı veren ülke olduğunun altını çizmekte fayda var. Eğitim standartları açısından bölgenin bir numarası kabul edilen Tunus’ta üniversiteden mezun olanların yüzde otuzu iş bulamıyor. Eğitimli işsiz ordusu neden en çok cihatçı ihraç eden ülke olduğunu da bir bakıma açıklıyor. Özellikle de Suse’de elinde kalaşnikofla daldığı plajda turistleri tarayan saldırganın, mühendislik eğitimi almış 23 yaşındaki bir üniversite öğrencisi olduğu düşünülürse...
      Tunus Başbakanı Habib Essib, saldırı sonrasında güvenlik önlemlerini en üst seviyeye çıkararak terörizmle mücadele edeceklerini açıkladı. Ancak güvenliği sağlamak gerekçesiyle hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı birtakım uygulamalara gidilmesi, Tunus’un demokratik dönüşümüne ket vurabilir. Bardo saldırıları ertesinde meclise taşınan anti-terörizm yasa tasarısı, gözaltı süreleri ve terör suçuna ölüm cezası verilmesi gibi maddeler sebebiyle insan hakları örgütlerinin eleştiri oklarını çekmişti. Yasanın önümüzdeki ay kabul edilmesi bekleniyor.
      Benzer şekilde mecliste onay bekleyen güvenlik yasa tasarısı, polis ve güvenlik güçlerine yönelik eleştirileri ‘karalama suçu’ üzerinden cezalandırmayı öngörüyor. İfade özgürlüğüne darbe olarak nitelendirilen tasarı kabul edildiği takdirde, güvenlik güçleri başkalarının hayatını kurtarmak adında suçlu gördüğü kişiyi öldürme yetkisine sahip olacak.
      İslamcı kanadı temsil eden Ennahda lideri Gannuşi’nin “polis devletine dönüşüyoruz” eleştirileri çok da yersiz değil. Selefi ideolojilerin önünü kesmek amacıyla camilerin devlet kontrolü altına alınması, siyasi sicili temiz olmasına rağmen Tunus’un siyasi sahnesinde 30 yıldır varlık gösteren hilafet yanlısı Hizb ut-Tahrir Partisinin kapatılacağı yönündeki sinyaller ülkede laik-dindar çekişmesini tetikleyebilir. Böylesi bir durum tam da IŞİD’in istediği şekilde, terör eylemlerinin sonuca ulaşması anlamına gelir.

      Yorum Yap